Babaanne

Ölümle tanıştığımda 9 yaşındaydım. Babaannem ölmüştü. Haberi aldığımda da dizim kanıyordu. O gün bütün kötülüklerin beni bulacağını düşünmüştüm. Babaannemin ölmesine çok şaşırmıştım. Üzülmüştüm. Ama ilk önce şaşırmıştım. İlk defa biri ölüyordu sanki. Benim için gerçekten ilkti bu. Hiç birinin ölüm haberi verilmemişti bana. Nasıl olur, ne yapılır bilmiyordum. Cenaze geleneklerini, kullanılacak sözleri, konuşulup konuşulmayacak şeyleri bilmiyordum. Sadece ağlamayı becerebiliyordum. O güne kadar da hiç kimse için ağlamamıştım. Hep bir eyler için ağlamıştım. Çok farklı duygularla tanışıyordum.

Sanki babaannem hayatımdan çıkıp gitmişti. Onu yalnızca bayramlarda hatırlıyordum. Ölümsüzlük sarhoşu dünyanın tattırdığı yeni duygulardı bunlar. Unutmak. Sanki babaannem yaşlı olduğu için ölmüş gibiydi. Sanki onun ölmesi normal, ama benimki saçmaymış gibiydi. Kendimi çok kötü hissediyorum. Ve seni seviyorum babaanne.

Matematik

Bazı insanları anlamıyorum diye başladığım 29. yazı. Saçma başlangıçlar. Bütün insanları anlamıyorum. Anlatım bozukluklu başlangıçlar. Hiç bir insanı anlamıyorum. Evet doğru. Anlamıyorum. Bütün insanlardan beni tanımayan insanları ayırırsak şimdiden beni anlamayan birçok insan tanımış oluyorum. Beni tanıyan insanlardan da beni anlayanlar olduğunu sanmıyorum. Ki beni anlayanlar olsa aslında anlaşmış oluyoruz. Böylece benim de anlamamazlığım ortadan kalkmış olurdu. Kimseyi anlamadığıma göre kimse de beni anlamıyor. Bu bir matematik. Kimse sizi anlamıyorsa siz de kimseyi anlamıyorsunuzdur. Ben de kimseyi anlamadığıma ve anlaşılmadığıma göre konuşmanın veya konuşmamızın ne hayrı var. O yüzden sessiz düşünün. Anlaştık mı?

Kreş - Laf Aramızda

Artist: Kreş

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Aşık olduktan sonra

Düzlüğe çıkacağız sandık

Kimselere söylemediğimiz çukurlara

Beton dolduracaktık

Büyük Dertler

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum bir de bana sağlığa zararlı diyorlar. Bazen bu kadar acı çekmek normal mi diye düşünüyorum. Yani ben böyle mi yaratılmışım başka bir ruh halim yok mu ayarlanamıyor mu bu. Hep acı hep acı hep acı. Lanet olsun felek. Oy felek vay felek. Ben nasıl bu hale geldim diyecekken zaten hep böyle olduğum aklıma geliyor. Ben ne bahtsız ne kadersiz bi insanım.

Ama artık bu böyle gitmez. Seneye her şey bambaşka olacak. Kurtulacağım bu hayattan. Çünkü artık 6. sınıfa geçmiş olacağım. Evet geçeceğim. Okula giderken kravat takmanın hazzını yaşayacağım. Artık özgür olacağım çünkü ben 6. sınıfım. Evet o benim. Okul, ödev, öğretmen, müdür, anne, baba, bakkaldan ekmek.. Hiçbiri umrumda olmayacak. Hayatımı yaşayacağım.

Bana ne yapmamı gerektiğini söyleyen insanlar olmayacak hayatımda. Yalnızca ben, hayallerim ve o olacak aklımda. Onu doya doya seveceğim. Safça seveceğim. Aşkıma inandıracağım onu çünkü 6. sınıftakiler ciddi ciddi sever. Evleneceğiz. Belki çocuklarımız olacak. Onu hep seveceğim. Zaten 6. sınıfta bıyıklarım da çıkar. Onu öperken acıtır ama beni çok sevdiği için söyleyemez. Allahım çok güzel.

Dayanmalıyım. Yalnızca biraz dişimi sıkacağım. Ondan sonra 6. sınıfta olacağım. Evet. Allahım iyi ki 6. sınıfı yaratmışsın. Çok teşekkürler. Artık hiçbir derdim olmayacak.

El Rey De Francia

Artist: Azam Ali

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Bir yol var önümüzde

Kendi yolumuz mu

Başkalarının çizdiği mi

Düşünmeden, aptalca ve el ele yürüyoruz

Yapabiliriz

Belki bir sabah kaçıp gidebiliriz. Hepimiz yapabiliriz. Kaçıp. Gidebiliriz. Bizi beklediğine inandığımız hayalleri s*ktir edip, aslında bizim onların peşinden koşarak süründüğümüzü düşünebiliriz. Yeni bir dünya düzeni kurabiliriz diyenleri öldürebiliriz. Onlar öldürürken gerçeği, susabildiğimiz gibi onların gerçeklerini de öldürebiliriz. Giderek. Bir gün belki.. Utanmaktan kararmış gözlerle, kararmaktan utanmayan gözlerden kaçabiliriz. En değerli varlığımızı, acil durumlarda ihtiyacımız olacakları dahi ve konserve kutularını bile bırakabiliriz. Çünkü hepsinin bize ait olmayan gülünç zenginlikler olduğunu düşünebiliriz bir an. Belki bir an çok cesur olup etrafımızda ne kadar p*ç olduğunu görebiliriz. Bağırıp çağırdığımız yalnızlığın, onların korkusu olduğunu anlayabiliriz belki. Aslında hiçbirine sahip olmadıklarımızı terkedebiliriz. Onların sözlüğünde bencil ve korkak olabiliriz. Ama onların yavşaklıkları bizim tek gerçeğimiz diyebiliriz.

Biz, çaresiz dünya sakinleri. Bu dünyayı sakince terkedebiliriz. Emin olun arkamızdan ağlamayacaklar.

Sanat

Gökyüzünü bölüp içinden oraya kaçan uçan balonlarımı almak isterdim hep. Annem hiç izin vermedi yükseklere tırmanmama. Tehlikeliymiş oralar, yüksekmiş, şerefsizmiş. Halbuki yukarısı hep daha temiz gözüküyor gözüme. Ne bileyim; küçük büyük orantısız apartmanlar, turuncu kiremitler, arabalar falan yok. Sadece mavi, beyaz ve uçan balonlar var. Tertip düzen var. Arada sırada uçan bombalar oluyormuş orada. Bombalar nasıl uçuyor ki? Çok saçma. Bizim sokakta aksiyon filmi çekmek isteyen kısa metrajlı 2 Kung Fu filmi yapmış bir yönetmen vardı. Mahallenin marjinali oydu yani. Bana göre uyduruyor. Kesin bu uçan bomba zımbırtısı da onun işidir. Annem de kesin ona inandı o yüzden tehlikeli oralar falan diyor. Ulan yönetmen! Balonuma kavuşmama engel olan sanatçıdan da onun yapacağı sanattan da bi bok olmaz! Bu yüzden sadece elit tabaka sanatla ilgileniyor işte. Ortalığı çok karıştıracağım! “Türkiye ve Sanat - Sosyolojik Bir Çözümleme” Tüm Kitapçılarda; Bütün 5-B Öğrencilerine…

P*ç

Bir insanı öldürebilir miydim? Kendine gel oğlum, sen daha 8 yaşındasın! Ama yaptım! Hiçbir insan bunu haketmez, 8 yaşında olsa da.. Evet, evet sanırım haklıyım. Kimse ona aşık bir insanın gözü önünde bir kızı öpemez. Bu bir cinayet için yeterince büyük bir neden. Ve biraz duygusal.

Olsun. Ben Ayşe’yi çok sevdim komiserim. Evet, yaş farkı vardı. Benim oyuncaklarımla onunkiler aynı değildi. Olsun annemle babam arasında da 7 yaş var komserim. Ve annem hiç sevmedi babamın daktilosunu.

Biliyorum bunu yapmamam gerekiyor komiserim, çok özür dilerim yani çok afedersiniz terbiyemi bozacağım ama o Ayşe’yi öpen p*ç.. Evet, p*ç dedim. İşte o p*ç Ayşe’yi hiç sevmiyor ki!

Komiserim.. ben bir p*çin katiliyim. Ama o bir aşkın katili. Benim vicdanım rahat, sizinki?

Katil

Noktasız cümleler kuruyorum şimdi. Her virgül canımı yakıyor, parçalıyor bir kurşun gibi. Silahsız katiller seviyorum ben. İntihar gibi dolaşıyorum içlerinde. Aklım başımdayken sevdiğim herkes şimdi şarjör değiştirmeyi öğreniyorlar. Beynimi dağıtan kurşunlara aşık olurken gözlerine hiç bakamadım katillerin.

Romancı

Gözlerin gözlerimi süslediği gün, kalbim bir romancıya aşık oldu. Bilgisayar kullanmayan bir cinayet romancısı. Daktilosu gönlünde, satırları bitiremiyordu. Şekere hasret çaylar gibi çay kaşıkları ile avunurdum. Metal çay kaşıkları. Klavye ne kadar soğuksa, çay da o kadar şekersizdi. Gönlüm destansı ve kronik bir bilinmezlik. Zihnini doyuran hatıraların daktilona yarardı yalnızca. Çoğu zaman onları parçalamak isterdim. Barış için bir cinayet romanı yazmak isterdin hep. Klavyeciler “imkansız” derdi, bense şekerli çay kadar güveniyordum sana.